17 Mart 2011 Perşembe

nahıl'a hislerimi verdim, yerine ayakkap aldım

doğru olanı yapmak zorunluluğuyla kamçılanmış özgür ruhlarımız var. ne yöne dönsek bilmiyoruz. hepimiz, herkes kadar özgür olabilmeliydik halbuki,herhangi bir şey kadar en azından. eteği kolye, çorabı eldiven, bluzu etek, t-shirt'ü elbise yapmaktan haz alıyor olmamın sebebi budur belki de. herhangi bir şeye başka bir şey olma özgürlüğünü sunmanın hazzı. ama, vakit geçtikçe statülerimizi giyiyoruz üzerimize; öğretmen statüsü, mühendis, garson, bakkal.. yaptığımız işi giyerken adeta çorabı kırbaçlıyoruz çorap olarak kalması için. daha da çok çalışırken biz, işimiz, sırtımızdan sopayı karnımızdan sıpayı eksik etmeyen bir eril rolünde. bizi meşgul ediyor ki aklımıza gelmesin başka şeyler sakın. kuşların sesiyle uyanmak, akan bir derede çıplak ayak yürümek gibi "ben"i hissettiren, insanlığımızı fark ettiren ve bundan mutluluk duymamızı sağlayan şeyler gelmesin sakın aklımıza. kırbaçlıyoruz çorabı, ki eldiven, saç bandı, kolye ipi olamasın, hatırlamasın sakın özünde sadece kumaş olduğunu. hatırlamayalım sakın, önce, en nihayetinde insan olduğumuzu. daha çok mesleğimiz olalım, memur olalım, doktor olalım. sadece bunlardan bahseder hale gelelim. daha çok çalışıp daha çok kazanmak olsun tek derdimiz. kıçımızdan 90 liralık donları elimizden son teknoloji telefonları eksik etmeyelim. ahlak, erdem değil de; "blackberry mi iphone mu"yu düşünelim (elinin körü!). satın alınabilecekler ile değerlendirelim birbirimizi. başarıyı, arabanın modeliyle ölçelim. karakter, hoşgörü, saygıdeğerlik.. yok, yok. biz insanı, sahip olduklarının "eder"i ile ölçelim.
 
ama hatırlıyorum, tek oda bir evde beş kişi olduğumuz zamanları. tavan ise hiç birimizin gönlünü kırmak istemezcesine 5 yerinden akardı. ve insandık. mutluyduk. evimiz büyüdü zamanla, odalara dağıldık. dağıldık gerçekten. sahip olduklarımız uzaklaştırdı bizi bizden. hatta kendimizden.. sobamız oldu, birbirimize sığınmaya gerek yoktu. televizyonumuz oldu, konuşmaya gerek yoktu.

yıllar geçiyor, gittikçe daha fazla "şey"imiz oluyor, gittikçe daha fazla uzaklaşıyoruz birbirimizden. sanki satın aldıklarımız aramıza doluşuyor. gittikçe daha "birey" oluyoruz, yalnız, TEK. ve bunu çok da güzel pazarlıyoruz, süperliymiş gibi, on numara bir şeymiş gibi. en olması gereken aslında buymuş gibi. birlik olmak, dost olmak, hep beraberlikte kendimiz olabilmek mümkün değilmiş gibi.. gittikçe daha fazla hissediyorum yanlış yön olduğunu fark etmeden koştuğumuz yeri. farkındalık yorucu bir hal alıyor. ama sabrediyorum, ya bir gün yine BİR olacağız, birlik. ya da farkındalığımı verip ikinci el'ciye (mesela nahıl'a), yerine bir ayakkabı alıp kurtulacağım.

3 Mart 2011 Perşembe

kuklalı ipli

20li yaşlarda ateist 30larda ise inançlı biri olmak çok insani bir durum sanırım. 20ler daha hayatın sorgulandığı dönemler olduğundan olsa gerek. 30lar ise, belki de bir çocuk sahibi olmakla alakalı olarak, ya da hayatının artık düzene girmesi için umudunu ayakta tutabileceğin son nokta olduğundan, daha bi inancın pekiştiği, geliştiği dönemler.. 20li yaşlardaki tanrı inancı olmayan birkaç arkadaşımla konuşmamız sırasında inanç sistemimi şöyle açıkladım: tanrı varsa eğer, kesin çok tatlıdır!, çok seviyorum onu. yoksa.. napalım canı sağolsun.. derken.. gözlerimin önünde yere düştüm. sanırım kendimi bu aralar iplerle bağlanmış halde hissettiğimden, ayakta duruyor olmamın başka açıklaması kalmadı artık diye düşündüğümden.. kukla gibiyim bu dönem, her yerimde ipler. ve o iplerin ucu boşaldı "yoksa" dediğim anda. düştüm yere hareketsiz, hissiz.


iplerimi tutan biri olmama fikrini istemiyorum sanırım bu aralar. ona ihtiyacım var. ki ben, hayatı kendi ellerimizle yazdığımıza inanan ben, o iplere ihtiyacım var. beni yönlendirmesin, hür irademi elimden almasın ama ayakta tutsun beni, düşmeyeyim.

not: sevdimseni.com yazıyo lan resimde ehaaheha bakıcam çok merak ettim !!

bir de,
ip dedim de aklıma geldi, Hitchcock'un Rope isimli filmi. kesin izleyin. nasıl bi gerilim verme yeteneğidir arkadaş. bir de tek seferde çekilmiş olması da çok acaipli.


mekandaki tüm duvarları hareketli yapmışlar kamera nereye geçecekse oradaki duvarı yürütüyorlar. illa kesmek zorunda kaldıkları bi kaç yerde de bi nesneye zoom yapıp geri gelerek halletmiş, böylece hiç kesilmeden çekilmiş gibi görünmesini sağlamış. tek bir odadan bu kadar hikaye çıkarabilmek, gerilimi iliklerinize kadar hissettirmek gerçekten takdire değer.