Dert ettiğim bir şey vardır ki o da insanların özgürlüğü yanlış anlamasıdır. Bugün bir torba kömüre oy satılmasıdır özgürlük.. özgürlük önüne gelenle yatılmasıdır. bugün özgürlük dendiğinde ben insanlarda bunu görüyorum..
Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’te bahsettiği şekliyle bir özgürlük, bugünkü özgürlük yanılgısıyla çok örtüşmektedir: “Tanrı öldü! Artık özgürsünüz. Artık sorumluluk yok!”. Böylesi özgürlük değil köleliktir. Böylesine inanmak isteyen insanlara en uygun iş; hayatlarının yönetimini, kararlarını başkalarına devretmek yani kendi hayatının sorumluluğunu üzerlerinden atmaktır. Tabii ki prangalar karşılığında.
İnsanların özgürlüğü yanlış anlamasının yanında bir sorun daha vardır ki o da insanların gerçekten özgür olmaya hazır olup olmadığıdır. Lars von Trier’in Amerika üçlemesinin ikinci ayağı olan Manderley’de de işlendiği şekliyle ele alındığında, hayatında özgür olmamış birinin olduğu haliyle, köle haliyle, hayatına devam etmek istemesi yadırganacak bir şey değildir. Kölelik huzurludur, sorumluluk yoktur. Kolay yoldur; söyleneni yerine getirirsin ve yemeğin ayağına gelir. Bir köle bu rahatlıktan vazgeçmek istemeyebilir.
Özgürlüğü kaldırabilecek cesaret, bugün çok az kişinin sahip olduğu bir özelliktir. Kendin olma cesaretidir özgürlük. Kararlarını kendin alıp, yolunu –henüz kimsenin geçmediği bir yoldan çizmek söz konusu olsa da- kendin çizmek ve tüm sorumluluğu üstlenmek cesaretidir. Ve önümüzde çok engeller yaratılmıştır. Doğduğumuz andan itibaren; ne zaman yemek yiyeceğimizden ne zaman uyuyacağımıza ve Yaşar Kurt’un da dediği gibi çişimizi nereye yapacağımıza kadar tüm kararlarımız başkaları tarafından alınmıştır. Ve yeni biri olmak, kendin olmak gerçekten de kolay olmayacaktır.
Bunların aşılmaya çalışıldığı durumda her şey yazının en başına dönmektedir. Bizim yerimize karar verenleri takıntı haline getirip, özgür olmayı onlara karşı çıkmak sandığımız andır bu. Nietzsche “köprüyü geçmekte olan birine ‘köprüyü geç!’ dediğinizde artık yaptığı kendi seçimi olmayacaktır.” der. Çünkü, karakteristiğine göre, ya emrinize itaat edecek ve geçecektir, ya da emrinize uymak istemediği için geri dönecektir. Burada gerçekleştirilen ilk eylem boyun eğen, ikincisi ise tepkisel bir eylemdir. Açıktır ki tepkisel biri de, boyun eğen biri de özgür değildir. Gerçek özgürlüğe ulaşan insan ise bu iki kategoriye de girmeyip, tam da Nietzsche’nin bıraktığı boşluğa yerleşmiştir. ‘Kendi’ olması için gerekli olduğunu öngördüğü şeyi yaşayan kişidir özgür olan. tepkisel tavır içerisinde bir birey özgür değildir. Birine/bir şeye tepki olarak yaşanan hiçbir şey sizin özgür iradenizin eseri değildir. Kısaca, çişinizi tuvalete değil de uçan ev’in ortasına yapmak sizi asla özgür kılmayacaktır. Denemeyiniz
Gecenin üçünde son ses müzik dinlemek değildir özgürlük. bu zaten insanlık değildir (saat 6:00 oldu beynim durdu kusura bakmayın)gecenin 3ünde son ses müzik dinlemek değildir özgürlük. Özgür olabilecek bir birey, özgürlüğü hayatının temeline koyacak kadar özgürlüğe değer veren bir birey; başkalarının da özgürlüğüne saygı duyar, çünkü onun değerini bilir ve diğer bireylerin de buna sahip olabilmesini diler. Özgürlük karşılıklı anlayışla hoşgörüyle güzeldir. (karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle ne güzel değildir ki zaten )
Neyse.. Osho dedemiz bu kitabında (özgürlük-kendin olma cesareti) işte bunlara yakın şeylere değinmiş ve tabii ki daha fazlasına. Biraz da kitaptan bahsetmek gerekirse, iki ana bölüme ayrılmış: Köleliğin Kökenlerini Anlamak(alt başlıklar ise şöyle: toplum ve bireyin özgürlüğü, tanrı problemi, alın yazısı ve kader fikri, uçma korkusu) ve Özgürlüğe Giden Yollar (deve aslan çocuk, sevgiden sevgi dolu olmaya, tepkiden eyleme, devrim değil başkaldırı). Örneklemeleri eğlenceli ve ilginçti. Sorulara verdiği cevapları içeren de bir üçüncü bölümü var kitabın. O da gayet ilginç, soranı sorduğuna pişman etmiş ?
Osho’nun en sevdiğim yanı sevgiyi her şeyden üstün tutması. Ve bir bireyin başkalarını sevebilmesi için öncelikle kendini sevebilmesi gerektiğini belirtmesi sürekli. En yakınındakini (kendini) sevemeyen biri başkasını nasıl sevebilir ki gerçekten.. ama bu konuya da diğer sayıda değinelim : Aşk Özgürlük Tek Başınalık adlı kitabını bitirdiğimde
Notlar:
*Osho’nun Özgürlük – Kendin Olma Cesareti adlı kitabı, özgür olmak –yani kendi olmak!- isteyen bireylere gerekli temel desteği sağlayabilecek bir kitap.
*Kısaca; Osho 20.yy.ın en tanınmış mistiklerinden biri. Hiç kitap yazmamış. bugün yayınlanan kitaplar, konuşmalarından yapılan derlemelerden ibarettir.
*Osho oşo diye okunuyormuş. Çok Leman Lombak ve türevi okumuş biri için gayet ilginç telaffuz edilen bir isim. İnkar edemiyorum. ismini os-ho diye telaffuz edenleri daha bir seviyorum, elimde değil. ?
*kimsenin kimseyle yatmasıyla bir derdim olmadığını da belirtmek istedim. Değinmek istediğim şunun gibi bir cinsellikti: çekirdek yemeye başladığınızda bir an gelir ve aslında istediğinizden ve farkında olduğunuzdan fazlasını yemişsinizdir. Kendinize bunu yapmayın. İstediğinizi yaşamakta özgürsünüz, ama isteyen sizi yaşamakta özgür’e dönüşmesin bu. Tabii dönüşmesini isteyebilirsiniz bunda da özgürsünüz. Aman bana neyse ya sustum.
27 Ekim 2008, 05.19
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder